Osmanlı’nın Denge Siyaseti Nedir? Bir İmparatorluğun Hayatta Kalma Sanatı
Bazen tarihe sadece “olanlar” diye bakarız; oysa biraz yaklaştığımızda, ardında ince hesaplar, duygular, korkular ve umutlar görürüz. Osmanlı’nın “denge siyaseti” de tam böyle bir konu. Yıkılmaya yüz tutmuş bir imparatorluğun, büyük güçlerin arasında adeta ip üzerinde yürüyerek varlığını sürdürme çabası… Bugün bu yazıda, samimi bir sohbet havasında, o denge arayışının ne anlama geldiğini, günümüze nasıl yansıdığını ve geleceğe ne söylediğini beraber konuşacağız.
Osmanlının Denge Siyaseti Nedir?
Kısa ve Net Tanım
Osmanlı’nın denge siyaseti, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, Avrupa’nın büyük devletleri arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanarak imparatorluğun varlığını sürdürme ve toprak bütünlüğünü koruma stratejisidir. Başka bir deyişle: “Her zaman en güçlüyle değil, o an en çok işimize gelenle yan yana duralım; birbirine rakip devletleri birbirine karşı kullanalım.”([Tarih Portalı | Tarih Öğretmeni][1])
Bu politika ilk somut biçimiyle, 1798’de Fransa’nın Mısır’ı işgal etmesine karşı İngiltere ve Rusya’nın desteğinin alınmasıyla kendini gösterir ve özellikle Kırım Savaşı sonrasında Osmanlı dış politikasının ana eksenlerinden biri hâline gelir.([Tarih Portalı | Tarih Öğretmeni][1])
Neden Böyle Bir Siyasete İhtiyaç Duyuldu?
19. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı hem içeriden hem dışarıdan zorlanıyordu:
Milliyetçilik ayaklanmaları, Balkanlar’da çözülme
Sanayileşememiş, dış borçlara bağımlı bir ekonomi
Rusya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa gibi güçlerin doğrudan baskısı
Bu tablo içinde Osmanlı, “tek başına büyük savaşlar kazanabilecek” durumdan çok uzaktaydı. Bu yüzden tam karşısına dikilmek yerine, bazen İngiltere’yi Rusya’ya karşı, bazen Fransa’yı İngiltere’ye karşı yanına almaya çalıştı.([derstarih.com][2])
Kökenler: Denge Siyasetinin Tarihsel Arka Planı
Fransız İhtilali, Avrupa Dengesi ve Osmanlı
Fransız İhtilali (1789) sonrası Avrupa düzeni altüst oldu. İttifaklar sık sık değişiyor, “dün dost olan” bugün düşman olabiliyordu. Bu ortamda sadece Osmanlı değil, pek çok devlet “denge” kavramına sarıldı. 19. yüzyılda Avrupa siyaseti genel olarak bir güç dengesi oyunu hâline geldi; İngiltere başta olmak üzere büyük güçler, kıtanın herhangi bir köşesinde tek bir gücün aşırı büyümesini engellemeye çalışıyordu.([CEEOL][3])
İşte Osmanlı bu tabloda, “parçalanmasın ama fazla da güçlenmesin” denilen bir devlet konumuna yerleşti. Özellikle İngiltere, Rusya’nın sıcak denizlere inmesini engellemek için uzun süre Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumayı kendi çıkarı saydı.([Istanbul University Press][4])
Somut Örnekler: Mısır Meselesi ve Kırım Savaşı
Mısır Meselesi (Kavalalı Mehmed Ali Paşa krizi)
Mehmed Ali Paşa’nın güçlenmesi, hem Osmanlı’yı hem Avrupa’yı endişelendirdi. Sorun, sadece “iç mesele” olmaktan çıktı ve İngiltere, Rusya, Fransa gibi devletlerin masaya oturduğu bir uluslararası krize dönüştü. Osmanlı, bu süreçte denge siyasetiyle farklı devletleri sırayla yanına çekmeye çalıştı.([DergiPark][5])
Kırım Savaşı (1853–1856)
Rusya’ya karşı Osmanlı, bu kez İngiltere ve Fransa ile aynı safta savaştı. Bu, denge siyasetinin zirve anlarından biriydi; Osmanlı artık Avrupa güçleriyle beraber hareket ederek kendisini koruma yoluna gitmişti.([Eğitim Sayfam][6])
Günümüze Yansımalar: Denge Siyaseti Bugün Nerede Karşımıza Çıkıyor?
Modern Türk Dış Politikası ve “Denge” Refleksi
Bugün Türkiye’nin dış politikasına baktığımızda, zaman zaman benzer refleksleri görmek mümkün:
NATO üyesi olmakla birlikte Rusya’yla enerji ve savunma alanında iş birliği arayışları
Avrupa Birliği ile inişli çıkışlı ama kopmayan ilişkiler
Bölgesel güçlerle (Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar) “kriz alanı – iş birliği alanı” dengesini gözetme çabası
Elbette tarih bire bir tekrar etmiyor; ama “herkese karşı değil, herkesle belli mesafede ilişki kurma” eğilimi, Osmanlı denge siyasetinin bir mirası gibi okunabiliyor. Modern uluslararası ilişkiler literatürü de, orta ölçekli devletlerin hayatta kalmak için büyük güçler arasında esnek ittifaklar kurma eğiliminde olduğunu söylüyor.([Açık Bilim][7])
Şirketler, Kişisel Hayat ve Denge Siyaseti
Konuyu biraz “beklenmedik” bir yere taşıyalım:
Şirketler, küresel pazarda tek bir tedarikçiye ya da tek bir ülkeye bağımlı kalmamaya çalışıyor. Farklı ülkelerde üretim, farklı pazarlarla ticaret, farklı para birimleriyle iş yapma… Tıpkı Osmanlı’nın farklı büyük güçlerle aynı anda ilişki kurması gibi.
Kişisel hayatlarımızda bile benzer bir denge arıyoruz:
Tek gelire bağlı kalmamak
Sosyal ilişkilerde “tek gruba yaslanmamak”
Dijital platformlarda bile “her yumurtayı aynı sepete koymamak”
Osmanlı’nın denge siyaseti, aslında zayıflığın değil; zayıflığı fark edip “strateji üretmenin” bir örneği gibi de okunabilir.
Geleceğe Bakış: Denge Siyaseti Bize Ne Öğretiyor?
Küresel Krizler Çağında Esneklik
Bugün dünya yeniden büyük kırılmalar yaşıyor:
Büyük güç rekabeti (ABD–Çin, Rusya–NATO gerilimleri)
Enerji krizleri, tedarik zinciri sorunları
Bölgesel savaşlar, göç hareketleri
Bu ortamda, orta büyüklükteki devletlerin “taraflardan birine tamamen bağlanmadan, her biriyle belirli alanlarda çalışabilme” becerisi büyük önem taşıyor. Osmanlı’nın denge siyaseti, hem olumlu hem olumsuz sonuçlarıyla bir laboratuvar gibi önümüzde duruyor:
Artı yönü:
Yıkımı geciktirdi, imparatorluğun ömrünü uzattı.
Bazı krizleri savaş yerine diplomasiyle yönetme imkânı sağladı.([DergiPark][8])
Eksi yönü:
Sürekli başkalarının desteğine ihtiyaç duyan, kendi iç reformlarını geciktiren, bağımlı bir yapı oluşturdu.
“Kendi oyununu kurmak” yerine, başkalarının oyununun içinde kalmaya zorladı.([DergiPark][9])
Bugün İçin Sessiz Bir Soru
Belki de asıl soru şu:
Bir devlet (veya birey olarak biz), denge arayışını kullanırken, nerede “denge”yi bırakıp kendi oyununu kurmaya başlamalı?
Son Söz: Osmanlı’nın Denge Siyaseti Bize Ne Söylüyor?
Osmanlı’nın denge siyaseti, sadece “tarihte bir dış politika terimi” değil; zor durumda kalan bir yapının, büyük güçler arasında akıllıca manevra yaparak ayakta kalma çabasıydı. Kimi zaman işe yaradı, kimi zaman da sadece kaçınılmaz sona biraz daha zaman kazandırdı.
Bugün de hem devletler hem şirketler hem de bireyler için şu dersi fısıldıyor:
Güç dengelerini iyi okumak
Tek bir güce, tek bir kaynağa, tek bir ilişkiye dayanıp kırılgan hâle gelmemek
Ama tüm bunları yaparken, kendi kimliğini ve uzun vadeli hedeflerini kaybetmemek
Peki, siz ne düşünüyorsunuz?
Osmanlı’nın denge siyaseti sizce “başarılı bir hayatta kalma stratejisi” miydi, yoksa “geciktirilmiş bir son” mu?
Bugünün Türkiye’sinde, dış politikada gördüğünüz hamleleri bu tarihsel gelenekle bağlantılı görüyor musunuz?
Kendi hayatınızda “denge politikası” uyguladığınız alanlar var mı?
Yorumlarda buluşalım; tarih üzerinden bugünü ve yarını birlikte konuşalım.
[1]: “Osmanlı Denge Politikası Ders Notu | Tarih Portalı | Tarih Öğretmeni”
[2]: “Denge Politikası Nedir? Tarihi ve Önemi – Ders: Tarih”
[3]: “CEEOL – Article Detail”
[4]: “IN SEARCH OF ALLIANCE OF BALKAN STATES AND OTTOMAN EMPIRE”
[5]: “Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi » Makale – DergiPark”
[6]: “ULUSLARARASI İLİùKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774- 1914)”
[7]: “19. yy Osmanlı dış politikası ve bu politikanın belirlenmesinde …”
[8]: “igdirsosbilder Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Derg – DergiPark”
[9]: “FRANSIZ İHTİLALİ İLE DEĞİŞEN AVRUPA DÜZENİNDE OSMANLI DEVLETİ’NİN …”