İyilik Timlerinin Olayı Nedir? Cesur Bir Eleştiri
İzmir’de, sosyal medyada aktif bir genç olarak, son yıllarda karşılaştığım bazı toplumsal hareketler beni hem düşündürmekte hem de güldürmektedir. Özellikle “İyilik Timleri” gibi oluşumlar, internetin hızıyla yayılan, herkesin elinden birer kart çekip katıldığı, kendini iyi hissetmek için başkalarına yardım ettiğini gösterdiği ve bazen biraz da reklam yapma aracına dönüşen gruplar arasında dikkat çeken bir fenomen. İyilik yapmak elbette çok değerli bir şeydir ama bir yerden sonra olayın, “görüntüye” dönmesi tuhaf bir hale gelebiliyor. Hadi gelin, hep birlikte İyilik Timlerinin işine biraz daha derinlemesine bakalım.
İyilik Timlerinin Yükselişi: İyiliği Satın Alabilir Miyiz?
İyilik Timlerinin ilk ortaya çıkışı, sosyal medyanın gücünü ve bireysel marka yaratma isteğini kullanan bir akım olarak başladı. Sonuçta, bir kişinin başka birine yardım etmesi, evet, takdir edilesi bir şey ama neden bunu büyük bir gösterişle yapma ihtiyacı hissediyoruz? Gelişen medya dünyasında, “iyi bir insan” olmak sadece içsel bir değer değil, aynı zamanda halkın gözünde “görünür” olabilmek için de bir araç. Yani bir tür “toplumsal prestij” meselesi.
İyilik Timleri, genellikle sosyal medya üzerinden yardım organizasyonları düzenleyerek ve bu yardımları büyük bir şekilde paylaşarak kendilerini tanıtıyorlar. Sonuçta, bir “yardım hareketi” oluşturulmuş oluyor. Ama şu soruyu soralım: Bu grupların gerçekten derinlemesine bir etki yaratıp yaratmadığı, yoksa sadece küçük bir grup insanın sosyal medya hesabını süsleyen “yardım” hareketleri mi olduğu tartışmaya açık. Sonuçta hepimiz, “sosyal medya fenomeni” olma hayalleri kurarken, birileri “gerçekten” yardım etmeye çalışıyor.
Örneğin, binlerce beğeni almak ve “bunu yaparak insanlara iyilik yaptığını” göstermek, aslında biraz da “selfie çekerken iyilik yapma” gibi bir şey. Çekilen fotoğraflar, paylaşılan videolar çoğu zaman doğrudan yardım etmeye çalıştığından çok, daha çok izlenme ve takdir kazanmaya yönelik gibi görünüyor.
İyilik Timlerinin Güçlü Yönleri
Bütün eleştirilerime rağmen, İyilik Timlerinin de olumlu yönleri olduğunu kabul etmek gerek. Öncelikle, İyilik Timlerinin yaptığı yardımların sayısız insana dokunduğunu görmek mümkün. Toplumsal yardımlar konusunda farkındalık yaratmak, insanlar arasında dayanışma ruhunu canlandırmak bu hareketlerin başlıca artılarından. Özellikle, yoksulluk, engellilik, eğitim gibi temel haklara erişimde sorun yaşayan gruplar için fark yaratmak; elbette takdir edilmesi gereken bir şey.
Bir de şu var; sosyal medya sayesinde, zaman zaman anonim kalmayı tercih eden bireyler, “sosyal sorumluluk” gibi önemli bir konuyu gündeme taşıyorlar. Bu, ne kadar reklam kokan bir durum olsa da, toplumsal bir sorumluluğu yerine getirmeye çalışan bir grup insanın dikkat çekmesi anlamına geliyor. Bazı İyilik Timleri, özellikle afet durumlarında ve pandeminin başlarında sağlık çalışanları için yaptığı destek kampanyalarıyla önemli işlere imza attı. İnsanlar birbirine yardım etmeyi konuşur, paylaşır ve başka insanları da bu konuda motive eder. Her ne kadar birçoğu “görünür iyilik” yapıyor olsa da, son tahlilde bu farkındalığı artırmaya katkı sağlıyorlar.
İyilik Timlerinin Zayıf Yönleri
Gelelim bu “yardım” hareketinin biraz karanlık tarafına. Bir zamanlar, belki de gerçekten samimi bir iyilik yapmak isteyen bir grup insan, zamanla görüntü odaklı, birbirinden farklı “yardım projelerine” dönüştü. Bu hareketlerin “görünürlük” arayışı, aslında asıl amacını gölgeliyor. Yardım etmek, içten gelen bir motivasyon olmalı, ama şimdi bu yardımın genellikle “görüntü”ye yönelik bir faaliyete dönüştüğünü görmek üzülmeme neden oluyor.
Bir sosyal medya gönderisinde, “yoksul bir mahalleye yardıma geldik” diyen birinin paylaşımı, daha çok “güzel bir fotoğraf çekip takıldıkları” bir etkinlik gibi görünebiliyor. Bu tür paylaşımlar insanları motive etmek bir yana, bazen sadece kendi profilini parlatmaya yönelik hale geliyor. Yani gerçekten ihtiyacı olan insanlara yardım etmek mi, yoksa sadece takipçileri etkilemek mi amaçlanıyor?
Sosyal medyada bir iyilik timinin yapacağı bir etkinlikte, bazen o “yardım” olayının hemen ardından sosyal medya paylaşımlarında, “yardımın” övülmesi, işin içine reklamın karışmasıyla ve insanların biraz “yapay” bir şekilde birbirini etiketleyerek farkındalık oluşturması, ciddi anlamda “yardım yapma” anlayışını sarsıyor. Bu, İyilik Timleri’nin bazı yönlerinin “ticaret” ile birleşmesi anlamına geliyor. Yardım, bir tür “sosyal medya pazarlaması” haline gelmeye başlayınca, bu hareketin gerçekte ne kadar “yardım” ettiği sorgulanmaya başlıyor.
İyilik Timlerine Karşı Eleştiriler ve Sorular
İyilik Timlerinin varlık sebebi ve yaptıkları işler hakkında şüphelerim var. Sosyal medya üzerinden “yardım” yapan grupların sayısı arttıkça, bu tür hareketlerin gerçekten insanların hayatına dokunup dokunmadığını sorgulamadan edemiyorum. Gerçekten insanlara yardım mı ediyorsunuz, yoksa sadece “görüntü” mü yapıyorsunuz? Gerçekten yardım ettiğiniz insanlar ne kadar uzun süre fayda sağlıyor, yoksa sadece kısa bir “görüntü” mü veriyorsunuz?
Bir başka soru ise şu: Bu kadar “yardım” yapılıyorsa, neden hala büyük toplumsal sorunlar çözülmüyor? Yoksulluk, eğitim, sağlık gibi temel meseleler hâlâ çözülmeden duruyor. İyilik Timleri bu büyük yapısal sorunları ne kadar çözüme kavuşturabiliyor? Yardım, toplumsal sistemin işleyişine ne kadar etki edebiliyor? Yoksa sadece küçük adımlarla, çok kısa süreli etkiler mi yaratıyoruz?
Sonuç: İyilik Timleri Gerçekten Yardım Ediyor Mu?
Sonuç olarak, İyilik Timlerinin yaptığı yardımlar kesinlikle takdir edilesi. Ancak, bu yardımların samimiyetine ve uzun vadeli etkilerine bakıldığında, hepimizin daha derin düşünmesi gereken sorular var. Yardım, her zaman bir anlam taşır, ama yardımların arkasındaki “görüntü”den ne kadar kurtulabiliyoruz? Belki de herkesin iyilik yapma şekli farklıdır, ama her şeyin bir “görünürlük” meselesine dönüşmesi, bu iyilik hareketlerinin gerçekte ne kadar etkili olduğunu sorgulamamıza neden oluyor.