Zaviyelerin Anlamı Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
İstanbul’da yaşayan, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan 29 yaşında bir genç olarak, günlük hayatta toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle ilgili pek çok gözlemde bulunuyorum. Sokakta yürürken, toplu taşımada yol alırken ya da işyerimdeki sohbetlerde insan davranışlarını dikkatle izlerim. Son zamanlarda, “Zaviyelerin anlamı nedir?” sorusu üzerine düşünürken, aslında bu kavramın toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle olan ilişkisini gözlemlemem gerektiğini fark ettim. Zaviyeler, bir yönüyle tarihsel ve kültürel bir bağlam taşıyor olabilir, ama aynı zamanda bu kavram, toplumsal yapılar ve bireyler arasındaki eşitsizliklerin şekillendiği bir alanı ifade ediyor.
Zaviye Nedir ve Nasıl Anlam Kazanır?
Zaviye, kelime anlamı itibariyle genellikle bir öğreti veya inanç yerini, bir topluluk birikimini temsil eder. Bu, genellikle dini ya da felsefi bir okul ya da topluluğun bir araya geldiği yer anlamında kullanılır. Ancak, bugünün toplumsal yapısında, “zaviye” kavramı yalnızca fiziksel bir mekânı ifade etmekten öteye geçiyor. İnsanlar arasındaki ilişkilerdeki “bölmeler”, farklar ve etkileşimler de birer zaviye işlevi görebilir.
Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, zaviye; toplumdaki farklı kimlikler, inançlar ve değerler arasında ayrım yapan veya birleştiren bir kavram olarak karşımıza çıkar. Sokakta gördüğüm her insan, bir şekilde kendi içindeki bir “zaviye”yi taşıyor. Çevremdeki farklı grupların bu kavramdan nasıl etkilendiğini düşündüğümde, aslında “zaviye”lerin toplumsal yapının derinliklerine ne kadar işlediğini görebiliyorum.
Toplumsal Cinsiyet ve Zaviyeler: Kadın ve Erkek Olmanın Anlamı
İstanbul’un sokaklarında, kadınların ve erkeklerin davranış biçimlerini gözlemlediğimde, “zaviye” kavramının toplumsal cinsiyetle ne kadar iç içe geçtiğini fark ediyorum. Kadınlar genellikle kendilerini daha dar bir alanda hissetme eğiliminde oluyorlar. Toplumsal normlar, kadınları ve erkekleri belirli zaviye içinde “yerleştiriyor.” Bir kadın olarak, kendimi bazen güvende hissetmediğim, sınırlarla çevrili bir zaviye içinde bulabiliyorum. Toplumda kadına yönelik şiddet, ayrımcılık ve eril baskılar, her adımda bu “zaviye”yi daha da daraltıyor.
Bir sabah, işe gitmek için metroya bindiğimde, yanımdaki kadının dikkatle etrafına bakıp, bir bakışlarıyla kendini korumaya çalıştığını fark ettim. O an, kadınların bu şehirdeki çoğu hareketinin, toplumsal normlarla kısıtlandığını düşündüm. Hemen hemen her kadın, günlük hayatında bu tür bir zaviyenin içinde yer alıyor; bazen ona uyum sağlamak zorunda kalıyor, bazen ise kendi kimliğini bu dar alanda savunmak için mücadele ediyor.
Erkekler için de durum farklı değil. Erkeklerin de bu toplumda belirli bir “erkeklik” kimliğine sahip olmaları bekleniyor. “Zaviye” bu durumda onların da içinde sıkıştığı bir alan olabiliyor. Bir erkek, duygularını açmakta zorlanabilir; bu, aslında toplumsal cinsiyet rollerinin onu hapseden bir yönüdür. Toplumsal normlar, erkeklerin güçlü ve duygusal olmamalarını bekler. Bu da erkeklerin kendilerini dış dünyaya karşı “sert” bir şekilde savunmalarına neden olur.
Çeşitlilik ve Zaviyeler: Farklı Kimliklerin Bir Arada Var Olması
Toplumda farklı kimliklerin bir arada yaşaması, her birimizin bir zaviyenin içinde var olmamız anlamına geliyor. İstanbul gibi büyük bir şehirde, farklı etnik kökenlerden, inançlardan, cinsel yönelimlerden, yaş gruplarından gelen insanlarla bir arada yaşıyoruz. Ancak bu çeşitliliği kutlamak ne kadar kolay? Genellikle, bu çeşitlilik sadece görünür bir şekilde var olabilir, ancak gerçek anlamda kabul ve eşitlik sağlamak o kadar kolay olmuyor.
Geçenlerde bir kafede, farklı etnik kökenden gelen insanlarla sohbet etme şansım oldu. Bir araya gelen bu insan grubu, hem benzer hem de çok farklı yaşam deneyimlerine sahipti. Ancak her biri kendisini o grubun bir parçası olarak hissetse de, toplumsal normlar nedeniyle bu farklılıkların birçok kişi tarafından kabul edilmediğini düşündüm. İnsanlar genellikle, kendi zaviye anlayışlarını, kendi deneyimlerini “doğru” kabul ediyor ve bunun dışında kalanları dışlıyorlar.
Bir arkadaşımın anlatığına göre, bir işyerinde aynı etnik kökenden gelen birkaç çalışan, zamanla birbirleriyle daha yakın ilişki kurmuş. Ancak diğer grup üyeleri bu ilişkileri zaman zaman “garip” bulmuş ve dışlanmalarına sebep olabilmiş. İşte burada, “zaviye”ler devreye giriyor. Kimliklerin ve deneyimlerin çeşitliliği bir “bölme” yaratıyor, insanlar bu zaviye içinde kendi benliklerini bulmaya çalışıyorlar. Çeşitlilik, zaviye duvarlarının daha görünür olduğu bir alan yaratabiliyor.
Sosyal Adalet ve Zaviyeler: Kimliklerin Eşitliği ve Mücadele
Sosyal adalet, herkesin eşit haklara sahip olabilmesi için bir mücadeleyi gerektiriyor. Toplumdaki her bireyin, cinsiyeti, ırkı, inancı ne olursa olsun, kendi “zaviye”lerinden bağımsız bir şekilde eşit bir şekilde var olması gerekiyor. Ancak bu, her zaman kolay olmuyor. Sokakta, toplu taşımada, iş yerlerinde gördüğüm farklı kesimlerden gelen insanlar, bazen kendilerini dışlanmış hissedebiliyorlar. Özellikle ekonomik anlamda daha zor durumda olan, düşük gelirli işlerde çalışan ya da toplumsal normlara uymayan gruplar, daha büyük bir sosyal adalet mücadelesi veriyorlar.
Sosyal adaletin sağlanması, ancak bu zaviyelerin yok edilmesiyle mümkün olabilir. Bu da demek oluyor ki, her birimiz, bu toplumsal duvarları aşarak birbirimizi daha anlayışla kabul etmeli, her kimlik ve her farklılık için eşit fırsatlar yaratmalıyız. Toplumda çeşitliliği kabul etmek, insanları tek bir “zaviye”de birleştirmektense, onların farklarını kutlamak, birbirimize saygı göstermekten geçiyor.
Sonuç: Zaviyeler ve Toplumsal Dönüşüm
Zaviyeler, sadece birer fiziksel alan olmanın ötesinde, toplumsal kimlikler, cinsiyet rollerimiz, inançlarımız ve daha fazlasını temsil eder. Her birimiz, kendi zaviyemizde var olurken, bu dar alanların içinden çıkmak ve daha geniş bir toplumsal bütünlük oluşturmak, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet adına önemli bir adımdır. Kendi zaviye anlayışımızı aşmak, herkesi eşit bir şekilde kabul etmek ve onların farklarını anlamak, daha adil ve kapsayıcı bir toplum yaratmanın temelidir.